- Vurma baba ne olursun vurma, canım yanıyor.
- Sus öldüreceğim seni bu kaçıncı oldu, bıktım artık senden, ölsen de kurtulsak senden!
Eza, büyük bir telaşla ve korkuyla gözlerini açtığında bunun bir rüya olduğunu birkaç saniye sonra kavrayabilmişti. Gözlerindeki korkuyla sağını solunu kontrol eden genç kız, hava serin olmasına rağmen terlemişti. Ayağa kalkarak yanına yayını ve hançerini aldıktan sonra karanlığa aldırmayarak arkadaşlarının yanından uzaklaşarak yürümeye başladı. Evden kaçmasının ve babasının zulmünden kurtulmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen o günleri ve yaşadıklarını hala unutamamış ve ara sıra gördüğü rüyalarla o günleri tekrar ve tekrar hatırlıyordu. Gece konakladıkları yerin biraz ilerisinde bulunan derenin kenarında bir taşın üzerinde oturarak suyun huzur verici sesiyle birlikte derin düşüncelere daldı.
Bir Efsanenin Hikayesi EZA
31 Ekim 2015 Cumartesi
22 Ekim 2015 Perşembe
Eza Bölüm 12: Nakud
"Tak, tak tak..."
- Efendim, yeni haberler var.
- Ne haberi?
- Efendim az önce adamlarımızdan birisi, Angmar'a yakın bir mesafe de bulunan bir Han'da Potka ve iki adamının öldürüldüğünü söyledi.
- Ne diyorsun sen? Nasıl olmuş, kim öldürmüş haber var mı?
- Han'da olayı uzaktan gören birisine göre öldürenler üç kişilermiş, iki erkek ve bir kız. Olaydan sonra hemen oradan uzaklaşmışlar.
- Hemen güvendiğin adamlara haber sal, o üçüyle mutlaka görüşmem lazım. Potka gibi birisini öldürenler sıradan insanlar olamazlar. Adamlara söyle dikkatli olsunlar ve bu olayı gizli tutsunlar. Ayrıca olayı gören kişiyi de halledin, bu olayın duyulmaması lazım.
- Peki efendim, başka bir emriniz var mı?
- Hayır! Onları bulur bulmaz bana getirin.
"İki gün sonra, Kasabada"
Eza, Xa ve Poze davetsiz misafirlerinin ani baskınlarından dolayı şaşkına uğramış ve büyük bir korkuya kapılmışlardı. Bu kalabalık gruba karşılık vermek her ne kadar imkansız olsa da, bunu akıllarından geçiriyorlardı ancak tüm silahları onlar uykudayken toplanmıştı. Üç arkadaş insanlar uyanmadan kasaba dışına çıkarılmışlardı bile. Elleri bağlanmış şekilde atlarına bindirilmişler ve etrafları asker zannettikleri insanlar tarafından sarılı şekilde yolculuk ediyorlardı. Üçü de şaşkın bir şekilde etraflarına ve birbirlerine bakmaktan başka bir şey yapamıyorlardı. Nereye götürüldükleri hakkında bilgi almak isteseler de sorularına cevap verilmiyordu. Henüz yolculuklarının ilk haftasında en çok korktukları şey başlarına gelmişti.
Eza Bölüm 11: Komutan!
Han'da yaşanan olayın ardından iki gün geçmişti ve ekibimiz at sürmeye devam ediyordu. Üç yoldaş bu süre boyunca yaşadıkları olay hakkında pek konuşmamışlardı. Üçü de belli ki yaşadıkları şoku üstünden atmakla meşgullerdi. Henüz yolculukların başında böyle bir olaya bulaşmak onlar açısından iyi olmamıştı. Zira bu olayın ardından kraliyet askerlerinin hedefi haline gelmiş olabilirler veya çok daha kötüsü olan öldürdükleri adamlar eğer çevresi geniş insanlarsa her an peşlerinde bir azılı katil sürüsü olabilirdi. Kızıl, Sarı ve Ayı bu düşünceler eşliğinde nereye gittiklerini dahi bilmeden amansızca at sürmeye devam ediyorlardı. Yiyecek stokları tükenen gençler yolda avladıklarıyla karınlarını doyurmaya çalışıyor ve her gece toprak üstünde yatmaktan her tarafları ağrıyordu. Özellikle midesine oldukça düşkün olan Poze bu durumdan oldukça şikayetçiydi.
7 Mayıs 2015 Perşembe
Eza Bölüm 10: Hayatın Gerçeği
Xa, Eza ve Poze gece yarısı şehrin dışında geniş düzlüğe çıkmışlar ve atlarını dörtnala sürerek şehirden uzaklaşmaya çalışıyorlardı.
Xa: Deeehh Fırtına uzaklaştır bizi buradan. Poze! Senin dilini keseceğim.
Poze: Dostum sakin ol bunu sonra konuşalım.
Xa: Sana diline hakim olmanı söylememiş miydim, peşimize bizimkileri nasıl takmayı başardın acaba. Bittin sen oğlum bittin. Dua ette yakalanmayalım.
Poze: Sarı bunu sonra konuşalım atını hızlı sürmeye bak geride kalıyorsun bak.
Üç genç atlarını daha hızlı sürmeye çalışarak kendilerini takip edenlerden kurtulma gayretindeydiler. Yaklaşık bir saatlik bir takipten sonra nihayet arkalarından gelenlerden kurtulmuşlardı. Şehir arkalarında kaybolmuş ve iyice uzaklaşmayı başarmışlardı.
Eza: Sağ tarafta ormanlık var oraya doğru sürün!
Xa: Deeehh Fırtına uzaklaştır bizi buradan. Poze! Senin dilini keseceğim.
Poze: Dostum sakin ol bunu sonra konuşalım.
Xa: Sana diline hakim olmanı söylememiş miydim, peşimize bizimkileri nasıl takmayı başardın acaba. Bittin sen oğlum bittin. Dua ette yakalanmayalım.
Poze: Sarı bunu sonra konuşalım atını hızlı sürmeye bak geride kalıyorsun bak.
Üç genç atlarını daha hızlı sürmeye çalışarak kendilerini takip edenlerden kurtulma gayretindeydiler. Yaklaşık bir saatlik bir takipten sonra nihayet arkalarından gelenlerden kurtulmuşlardı. Şehir arkalarında kaybolmuş ve iyice uzaklaşmayı başarmışlardı.
Eza: Sağ tarafta ormanlık var oraya doğru sürün!
EZA Bölüm 9: Kızıl, Sarı, Ayı
Eza yeni evindeki ilk gecesinden sonra başkente çok çabuk alışmış ve huysuz ihtiyar Argan’a kendisini sevdirmeyi başarmıştı. Argan’ın evi müsait olmadığından dolayı dükkanda kendisine verilen odada kalıyordu. Bu küçük odayı kendisi için güzel bir yaşam alanına dönüştürmüş ve odanın eski halinden eser kalmamıştı. Günler geçtikçe kızıl saçlı buraya daha çok alışıyor ve eski günlerini unutuyordu. Bu yeni hayatı ona adeta ilaç gibi gelmişti. Sabah erkenden kalkıp ihtiyar gelmeden dükkanı açıyor ortalığı temizliyor ve ustasını beklemeye geçiyordu. Gün içerisinde her boşluk bulduğu zamanda ustasından kendisini eğitmesini istiyordu. Hayat onun için artık bir çileden çıkmış ve daha yaşanabilir bir hale gelmişti. Bazı günler aklına ailesi geliyor fakat çabucak aklından çıkarıyordu. Hilab ve Ubna’yı ise asla unutmuyor ve fırsat buldukça kervanlar aracılığıyla kendilerine haber gönderiyordu. Ayrıca Eza okuma yazma bilmediği için bu konuda da Argan’dan yardım istemiş ve onun tanıdığı birisinden okuma yazma dersleri almaya başlamıştı. 15 yıldır yaşayamadığı ve kayıp olarak gördüğü zamanı telafi edebilmek için var gücüyle çalışıyor ve arayı kapatmak istiyordu.
“3 Yıl Sonra”
“3 Yıl Sonra”
30 Nisan 2015 Perşembe
EZA Bölüm 8: Angmar
EZA Bölüm 8: Angmar!
Angmar, kralların şehri! Beş bin yıllık efsanevi bir tarihe sahip olan bu şehir ismini eteklerine kurulduğu Angmar Dağı'ndan alıyordu. Geçmişinde birçok krallığa başkentlik yapmış olan şehir şu anda Engama krallığına ev sahipliği yapıyordu. Efsanelere göre bu şehir hiçbir zaman fethedilememiş ve sadece krallıkların bazı anlaşmalarla el değiştirmesi veya doğal yollardan yıkılmasıyla el değiştirmiştir. Yine dilden dile dolaşan efsaneler şehrin Angmar dağının koruması altında olduğunu bu yüzden ele geçirilemeyeceğini söylüyordu. Her ne kadar bunlar tamamen efsane olsa da şehrin büyülü bir havası olduğu kesindi. Arkasını dayadığı dağ kendisini koruyor bu sayede düşmanların tek saldırı yolları kalıyordu. Şehrin üç tarafı duvarlarla çevriliydi, sadece dağ tarafı boştu fakat burası da dağ tarafından kapanmıştı. Duvarlar o kadar yüksekti ki uzaktan bakıldığında sadece sarayın üst kısmı görünüyordu. On metre genişliğinde ve elli metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili olan şehrin fethedilememesi bir anlamda normal karşılanabilirdi. Zira bu duvarları yıkabilecek bir güç yoktu.
Angmar, kralların şehri! Beş bin yıllık efsanevi bir tarihe sahip olan bu şehir ismini eteklerine kurulduğu Angmar Dağı'ndan alıyordu. Geçmişinde birçok krallığa başkentlik yapmış olan şehir şu anda Engama krallığına ev sahipliği yapıyordu. Efsanelere göre bu şehir hiçbir zaman fethedilememiş ve sadece krallıkların bazı anlaşmalarla el değiştirmesi veya doğal yollardan yıkılmasıyla el değiştirmiştir. Yine dilden dile dolaşan efsaneler şehrin Angmar dağının koruması altında olduğunu bu yüzden ele geçirilemeyeceğini söylüyordu. Her ne kadar bunlar tamamen efsane olsa da şehrin büyülü bir havası olduğu kesindi. Arkasını dayadığı dağ kendisini koruyor bu sayede düşmanların tek saldırı yolları kalıyordu. Şehrin üç tarafı duvarlarla çevriliydi, sadece dağ tarafı boştu fakat burası da dağ tarafından kapanmıştı. Duvarlar o kadar yüksekti ki uzaktan bakıldığında sadece sarayın üst kısmı görünüyordu. On metre genişliğinde ve elli metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili olan şehrin fethedilememesi bir anlamda normal karşılanabilirdi. Zira bu duvarları yıkabilecek bir güç yoktu.
27 Nisan 2015 Pazartesi
Eza Bölüm 7: Geçmişin Naleti
- Aaaaaahhhhhh, Kalipuu, canım çok yanıyor, sancılarım başladı.
- Uzan yatağa, Ebra hemen koş ebeyi çağır, çabuk ol!
Hava bugün dünyaya gelmek için güzel bir gün değildi. Kara bulutlar büyük bir savaşın içerisindeymiş gibi bir birlerine çarpıyorlar ve göğü inletiyorlardı. İçleri o kadar birikmiştir ki bir türlü yağıp aşağı gelemeyen yağmurla dolmuşlardı. Gürlüyorlar, şimşekler yolluyorlar, sağa sola yıldırımlar düşüyor fakat bir türlü içlerindeki birikmişliği aşağı gönderemiyorlardı. Kim böyle bir günde dünyaya gelmek ister ki? Amerha’nın sancıları başlamış ve yeni çocuğunu dünyaya getirmek üzereydi. İki küçük odalı bu evde bu ikinci çocuktu. Evin ilk kızı olan Ebra, 8 yaşındaydı ve ilk kardeşini bekliyordu. Amerha ve Kalipu ise ikinci çocuklarını bekliyorlardı. Ebra, onların ilk göz ağrısıydı, ondan sonra Amerha, iki defa daha hamile kalmıştı fakat iki çocuğunu da daha doğmadan kaybetmişti. Bu defa da aynı kaderle yüzleşmek istemiyorlardı bu yüzden daha dikkatli davranıyorlardı. En büyük umutları ise doğacak çocuğun erkek olmasını istemeleriydi. Köy yerine erkek çocuklar her zaman kızlara göre daha çok istenirdi. Bunun nedeni ise çalışacak iş gücüne olan ihtiyaçtı. Buna rağmen Ebra’yı çok seviyorlar ve ona gözleri gibi bakıyorlardı.
- Uzan yatağa, Ebra hemen koş ebeyi çağır, çabuk ol!
Hava bugün dünyaya gelmek için güzel bir gün değildi. Kara bulutlar büyük bir savaşın içerisindeymiş gibi bir birlerine çarpıyorlar ve göğü inletiyorlardı. İçleri o kadar birikmiştir ki bir türlü yağıp aşağı gelemeyen yağmurla dolmuşlardı. Gürlüyorlar, şimşekler yolluyorlar, sağa sola yıldırımlar düşüyor fakat bir türlü içlerindeki birikmişliği aşağı gönderemiyorlardı. Kim böyle bir günde dünyaya gelmek ister ki? Amerha’nın sancıları başlamış ve yeni çocuğunu dünyaya getirmek üzereydi. İki küçük odalı bu evde bu ikinci çocuktu. Evin ilk kızı olan Ebra, 8 yaşındaydı ve ilk kardeşini bekliyordu. Amerha ve Kalipu ise ikinci çocuklarını bekliyorlardı. Ebra, onların ilk göz ağrısıydı, ondan sonra Amerha, iki defa daha hamile kalmıştı fakat iki çocuğunu da daha doğmadan kaybetmişti. Bu defa da aynı kaderle yüzleşmek istemiyorlardı bu yüzden daha dikkatli davranıyorlardı. En büyük umutları ise doğacak çocuğun erkek olmasını istemeleriydi. Köy yerine erkek çocuklar her zaman kızlara göre daha çok istenirdi. Bunun nedeni ise çalışacak iş gücüne olan ihtiyaçtı. Buna rağmen Ebra’yı çok seviyorlar ve ona gözleri gibi bakıyorlardı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)