Han'da yaşanan olayın ardından iki gün geçmişti ve ekibimiz at sürmeye devam ediyordu. Üç yoldaş bu süre boyunca yaşadıkları olay hakkında pek konuşmamışlardı. Üçü de belli ki yaşadıkları şoku üstünden atmakla meşgullerdi. Henüz yolculukların başında böyle bir olaya bulaşmak onlar açısından iyi olmamıştı. Zira bu olayın ardından kraliyet askerlerinin hedefi haline gelmiş olabilirler veya çok daha kötüsü olan öldürdükleri adamlar eğer çevresi geniş insanlarsa her an peşlerinde bir azılı katil sürüsü olabilirdi. Kızıl, Sarı ve Ayı bu düşünceler eşliğinde nereye gittiklerini dahi bilmeden amansızca at sürmeye devam ediyorlardı. Yiyecek stokları tükenen gençler yolda avladıklarıyla karınlarını doyurmaya çalışıyor ve her gece toprak üstünde yatmaktan her tarafları ağrıyordu. Özellikle midesine oldukça düşkün olan Poze bu durumdan oldukça şikayetçiydi.
Poze: Sarı, midemin sesinden artık geceleri uyuyamıyorum dostum. Bir an önce doğru dürüst bir şeyler yemem lazım. En son ne zaman yemek yediğimi dahi hatırlamıyorum.
Xa: Daha sabah bir tavşanı tek başına yedin, bize ise sadece bir kirpi kalmıştı. Bu kadar şikayetçi olma dostum, düzgün bir yer bulur bulmaz bizde bir şeyler yiyip, biraz dinlenmek istiyoruz.
Eza: O üç adamı öldürmemiz iyi olmadı, peşimizde birileri olabilir, bu yüzden gideceğimiz yerlerde dikkatli olalım. Ayrıca benimde güzel bir banyoya ve uykuya ihtiyacım var. Önümüzdeki ilk Han'da biraz mola verelim.
Poze bu sözleri duyunca adeta kendinden geçmişti. Sevinç çığlıkları atarak atını dört nala kaldırmaya çalışıyordu. Hava kararmak üzereydi ancak hala kalacak bir yer bulamamışlardı. Güneş batmaya yüz tutmuşken ileride yüzlerce evden süzülen ışık huzmeleri gördüler. Bu kadar büyük bir yere girme pek akıllıca olmasa da gençler artık bitkin düşmüşler ve dinlenmeye ihtiyaçları olduğundan dolayı buraya doğru atlarını sürdüler. Burası kasaba gibi bir yerdi ve oldukça kalabalıktı. 300 ila 500 evden oluşan büyük bir kasabaydı. Kasabaya girdiklerinde hemen konaklayacak bir yer aramaya başladılar. Bilgi alabilmek içinse yoldan geçen orta yaşlarda birisine danışan gençler, kasabanın konaklama yerinin tam merkezde olduğunu öğrendiler. Atlarını hızlıca merkeze sürerek uzun süredir bekledikleri yere nihayet ulaştılar. Bu yer daha önce konakladıkları yerden çok daha büyük ve güzel bir yere benziyordu. Yeri gördüklerinde Poze'nin gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Atlarını avluya bağladıktan sonra direkt içeri girdiler.
Burası oldukça yüksek bir tavana ve genişçe alana sahip bir yerdi. Masalar üç sıra şeklinde dizilmişti ve neredeyse hepsi doluydu. Han'ın her tarafı pencerelerle kaplıydı, bu sayede iyi hava alıyor ve o kadar pis kokmuyordu. Tavandan asılı ve direklere bağlanmış fenerlerle içerisi gayet iyi aydınlanıyordu. Üçlü içeriye hızlıca bir göz gezdirdikten sonra fazla dikkat çekmemek için hemen bir pencere kenarına geçip oturdular. Hancıya bolca yemek siparişi veren gençler etrafına fazla bakmamaya çalışıyor ve bir anca yemeklerinin gelmesini bekliyorlardı. Yemekler geldikten sonra adeta aç bir kurt gibi yemeğe saldıran gençler, kısa bir sürede önlerinde ne var ne yok hepsini mideye indirdiler. Poze ekstra bir sipariş daha verip onu da mideye indirdikten sonra patlayacak duruma gelmişti. Kalabalık içinde fazla görünmek istemedikleri için Hancı ile görüşüp kendilerine kalabilecekleri iki oda vermesini istediler. Ayrıca duş alabilmek için birde sıcak suda isteyen gençler, ücreti ödedikten sonra hemen Han'ın bir üst katına çıkarak odalarına çekildiler.
Kızıl saçlı Eza, birkaç gündür süren bu amansız yolculuktan nasibini almıştı. Angmar'dan çıktığından beri aynı giysilerle duran genç kız bir an önce üstündekilerden kurtularak kendisini sıcak suyun içerisine bıraktı. Angmar'da banyolar bir insanın içine rahatlıkla sığabileceği tahtadan yapılmış büyük fıçılarda yapılırdı. Bu banyo fıçıları tamamen sıcak suyla doldurulur ve içerisine girilerek yıkanılırdı. Eza, uzun yolculuğun yorgunluğuyla uzunca bir süre suyun içerisinde kaldıktan sonra kurulanarak evden çıkarken yanına aldığı yeni giysiler giydi ve derhal kendisini yatağa attı. İleride ne yapacaklarını veya geçen gün yaşananları düşünmeye dahi fırsat bulamadan gözlerini yummak zorunda kaldı.
Poze ve Xa ise fazla para harcamamak için aynı odada kalacaklardı. İkili sırayla banyo yaptıktan sonra iki yataklı olan odada yataklarına geçerek kısacık bir muhabbetten sonra derin bir uykuya daldılar. Görünen o ki üç arkadaş içinde bu uyku uzun bir süredir gelen en büyük hediyeydi.
Sabahın ilk ışıkları kasabanın üzerine vururken gençler hala uykudan uyanamamışlardı. Bu gidişler öğleye kadarda uyuyacaklardı. Güneş henüz yüzünü göstermişken iki odaya da bir anda elinde kılıçlarla bir düzine adam daldı.
Eza: Sizde kimsiniz?
- Komutan sizi bekliyor, çabuk hazırlanın!
Bu sözler bir anda üçünün de üstünde soğuk duş etkisi yaratmıştı. Komutan dedikleri adamda kimdi, kendilerinden ne istiyordu. Öldürdükleri adamlar yüzünden mi bunlar başlarına geliyordu yoksa direk başkentten kendilerini takip eden birileri mi vardı? Tüm bu soruların cevabını arayan üç arkadaşta yaka paça tutularak Komutan'ın yanına doğru götürüldüler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder