“3 Yıl Sonra”
Günler günleri, yıllar yılları kovalamış ve Eza’nın Angmar’a varmasının üzerinden tam 3 koca yıl geçmişti. 18 yaşına basan kızıl saçlının eski halinden eser yoktu. Başkentte geçirdiği zaman boyunca daha da güzelleşmişti. Beline kadar gelen kızıl saçları kızıl rengin adeta yeniden tanımlanmasını sağlıyor, Gök mavisi gözleri parlıyor ve umutla etrafına bakıyor, kalem gibi kaşları çatık duruyor ve yüzüne hafif sert bir görünüş katıyor, incecik dudaklarının arkasındaki elmas gibi parıldayan dişleri gülümserken onu bir melek gibi gösteriyordu. Yıllardır gördüğü eğitim kendisine olan özgüvenini arttırmış, dik ve kendinden emin bir yürüyüşe sahip olmuştu. O eski utangaç, çekingen ve ürkek kızdan eser yoktu. Köyünden ilk kaçtığı gece aklına koymuştu bunları ve bunun için her şeyi göze alarak buralara kadar gelmişti. Hayatın kendisinden çaldıklarını geri almanın vakti gelmişti. Argan’ın yanında ok atma eğitiminin yanı sıra bıçak eğitimi de almıştı. Kılıçta denemiş fakat onda pek başarılı olamamıştı. Bıçak ve yayda ise tam bir usta olmuştu. Keskin gözleriyle hiçbir hedefi kaçırmıyor ve vurmak istediği yerden tam isabetle atış yapıyordu. 15 yıllık çilenin ardından gelen 3 yıllık güzel bir hayat bu kıza çok ama çok iyi gelmişti. Buradaki rahatlığın kişiliğini değiştirmesine asla izin vermemişti. Ne zaman yanlış yapacak olsa çocukluğunu düşünüp anında o yanlıştan vazgeçmişti. Kişiliğinin sağlam kalması için büyük bir çaba sarf ediyordu. Zira böyle muazzam bir şehir insanı çok kolay bir şekilde yoldan çıkarabilirdi. Eza buna asla izin veremezdi, eğer buna izin verirse o eski günlerine geri dönmekten korkuyordu.
Bu üç uzun yıl ona ayrıca çok iyi iki arkadaşta kazandırmıştı. Onun gibi Argan’dan eğitim almaya gelen Poze ve Xa ile zamanla kaynaşmış ve gün geçtikçe onlara daha fazla ısınmıştı. Poze 20, Xa ise 21 yaşında iki genç delikanlıydılar. Her ne kadar erkek olsalar da Eza bu ikiliyle iyi bir arkadaşlık kurmuştu. Poze kılıçlar konusunda ustalaşmıştı, Xa ise tam bir bıçak dehasıydı, çevresinde kendisinden daha iyi bıçak kullanan birisi yoktu. Bu üç arkadaş canları sıkıldıkça şehrin kalabalığından uzaklaşmak için Angmar dağının eteklerinden yukarılara doğru kaçarlar ve serin havanında etkisiyle güzel bir zaman geçirirlerdi. Zaman zamanda ormanda büyük avlar yakalayabilmek için günlerce eve gelmedikleri olurdu. Argan, ilk zamanlar bu arkadaşlığa pek sıcak bakmasa da iki genci iyi tanıdığı ve temiz olduklarını bildiği için buna ses çıkarmıyordu. Eza’nın da bu duruma alışması hiç kolay olmamıştı. Arkadaşlık kurmaları neredeyse iki yıllarını almıştı.
Xa aralarında en büyük olanıydı. Sarı saçlı kısa boylu ama oldukça çevik birisiydi. Çok hızlı hareket edebiliyor ve bu yüzden bıçakla karşısındakini anında alt edebiliyordu. Poze ise aralarındaki en irileriydi. 20 yaşında olmasına rağmen dev gibi bir vücudu vardı. 2 metreye yakın boyu, kel kafası ve dev gibi vücuduyla karşısında çok az insan durabilirdi.
Poze: Usta kolay gelsin, Eza burada mı?
Argan: Hoş geldin evlat, Eza arka tarafta çalışıyor.
Poze, dükkanın içerisinden geçerek arkaya doğru geçti. Eza ise günlük rutin eğitimlerini yapıyordu.
Poze: Kolay gelsin, yayların efendisi (Sırıtkan bir yüz ifadesiyle)
Eza: Sen miydin, bu saatte ne işin var burada?
Poze: Xa ile dağa çıkacağız sende gel hadi.
Eza: Ustam izin vermez, hem bu saatte ne işimiz var orada?
Boze: Amma naz yaptın kızıl, Xa’nın canı sıkkın biraz o yüzden gidelim hadi, dışarıda bekliyorum seni!
Eza: Tamam tamam geliyorum.
Eza, Dadasu’nun kendisine hediye ettiği yayı ve ok çantasını sırtına geçirdikten sonra dükkanın içine girerek Argan’dan zorda olsa izin almayı başardı. Dışarıda Poze kendisini bekliyordu.
Eza: Xa nerede?
Poze: O dağda olacak, hadi geç olmadan gidelim.
Eza: Neyi varmış söyledi mi?
Poze: Hayır, morali bozuktu sadece onu anlayabildim.
Eza ve Poze şehrin dağa bakan kısmına doğru yürüyerek geçtiler. Yaklaşık bir saatlik bir yürüyüşten sonra kendilerine mesken tuttukları yere gelmişlerdi. Burası o kadar güzel bir yerdi ki tarifi imkansızdı. Tam arkasında Angmar dağı, önünde şehrin muazzam manzarası. Hemen yan taraflarında ise dağın içinden kaynayan bir dere akıyordu. İkili oraya vardıklarında Xa çoktan gelmişti ve dereye doğru oturmuş düşünceli bir şekilde dereye doğru rastgele taşlar fırlatıyordu. Sesleri duyunca Poze ve Eza’ya doğru yönelmişti.
Eza: Tek başına dağa çıkmak ha?
Xa: Biraz tek başıma düşünmek istedim çocuklar kusura bakmayın.
Poze: Sarı (Xa), ayıp ediyorsun oğlum aramızda ayrı gayrı mı var, hani kardeştik biz! Bir problem varsa anlat belki bir çözüm buluruz.
Xa: Ayı (Poze), bu benim meselem sizinle bir alakası yok o yüzden tek başıma halletmem gerekiyor.
Poze: Senin meselen benim meselem mi var? Anlat hadi yoksa seni buradan dereye yuvarlarım.
Xa: Lan oğlum lakabının hakkını veriyorsun ha! Babamla atıştık biraz. Artık büyüdüğümü ve geleceğimle ilgili planlarımı yapmam gerektiğini söylüyor. Çocuk gibi davranıyormuşum, beni orduya vermek istiyor. Ben orduda savaşamam, beni bilirsiniz emir verilecek birisi değilim. Bu yüzden bende ona karşı çıktım biraz. Ne yapacağımı bilmiyorum.
Poze: Kafaya taktığın şeye bak, bizimkilerde bana söylüyor fakat ben hiç tınlamıyorum.
Xa: Tanıdığı bir komutanla görüşmüş bile, bir çaresini bulmam gerekiyor.
Poze: Haaa, o zaman durum ciddi desene. Kızıl! Aramızda en zeki sensin ne yapmasını önerirsin?
Eza: KAÇALIM!
Poze: Sana bir şey mi içirdiler? Kafan yerinde mi kızım senin, ne kaçması?
Kaçma sözü geçince iki arkadaşta dik dik Eza’ya doğru bakıyorlardı.
Eza: Madem ailelerinizden size rahat yok, kendi hayatınızı yaşayın. Kaçalım buradan, binelim atlarımıza hayat bizi nereye götürürse oraya gidelim. Kendi hayatımızı yaşayalım, kimsenin önümüzde durmasına izin vermeyelim.
Poze: Peki bunu nasıl yapacağız ha? Sen Argan’dan nasıl izin alacaksın, valla doğrar bizi.
Eza: Ben izin alırım, asıl siz düşünün.
Xa: Sen ciddi misin?
Eza: Evet ciddiyim. Birilerinin sizin yerinize geleceğinizle ilgili kararlar vermesine müsaade ettikçe her zaman kaybeden taraf olacaksınız. İnanın bana, bunu çok iyi biliyorum. 15 yıl boyunca başkalarının bana ön gördüğü hayatı yaşadım ve hiç iyi geçmedi. En sonunda kendi ayaklarım üzerinden durmam gerektiğini anladım ve hayat ben buraya getirdi. Eğer sizde kendi hayatını yaşamak istiyorsanız dediğimi yapmalısınız. Eğer gidecekseniz de sizi yalnız bırakmam. Zaten beni buraya bağlayan bir şey yok. Ustam anlayışla karşılayacaktır bu durumu. Düşünsenize gideceğimiz şehirleri, tanıyacağımız insanları, açıkçası Angmar’dan da sıkılmaya başlamıştım. Aldığımız eğitimleri düşünün, bu sayede çok güzel maceralar yaşayabiliriz.
Bu sözleri bir kızın söylemesi onlara biraz tuhaf ve ürpertici gelmişti. Kendileri erkek olmasına rağmen kızıl saçlı kadar cesur davranamıyorlardı. Eza’nın bu cesareti ve tavrı onları da şaşırtmıştı.
Xa: Ben varım, kaybedecek bir şeyim yok.
Poze: Siz ikinizde kafayı yemişsiniz, biraz soğuk su için belki sağlıklı düşünebilirsiniz. Ne dediğinizin farkında mısınız?
Eza: Ne o Ayı korktun mu yoksa?
Poze: Kim ben mi? Kızım neden korkacağım ben deli misin sen ama bunu biraz daha düşünsek olmaz mı?
Eza: Yo yo sen korkmuşsun belli.
Poze: Bak şimdi kırarım kafanı, ben kimseden korkmam!
Eza: Eee ne diye naz yapıyorsun o zaman, benim kadar bile cesur olamıyorsan kendini bu dereye at bence.
Poze: Tamam lan varım, Poze asla korkmaz!
Xa: Kızıl! Nasıl yapacağız bunu sen tecrübelisin?
Bu sözler Eza’nın biraz kanına dokunmuştu. İlk kaçışı onun isteyerek veya gönül rahatlığıyla yaptığı bir şey değildi. Xa’nın bu sözlerinden sonra yüzü bir anda düştü ve uzaklara doğru bakmaya çalıştı.
Xa: Kızıl, yanlış anladın, alınganlık yapma hemen. Biz ne yapacağımızı bilmiyoruz liderimiz sensin bu işte.
Poze: Nasıl yapacağımızı mı var Sarı, atlayıp gideceğiz işte. Bu arada ne zaman yapıyoruz bunu?
Eza: Siz ne zaman isterseniz, gece yarısı atları alır gelirsiniz dükkanın önüne, oradan çıkar gideriz.
Poze: Off off, başımıza iş alacağız ha vaz mı geçsek ha Kızıl?
Eza: Sarı bu Ayı’dan olmaz diyeyim sana, bırakalım bunu geride.
Xa: Bence de baksana daha şimdiden kıvırmaya başladı.
Poze: Yok oğlum o yüzden demiyorum sonra pişman olmayalım?
Eza: Valla siz bilirsiniz benim için problem yok, burada geçirdiğim üç yıl bana çok şey öğretti. Hayatı dolu dolu yaşamak istiyorum. Bir dükkanda tıkılı kalmak istemiyorum.
Xa: Bende aynı şekilde orduya katılıp ölmektense kendi ayaklarım üzerinde yaşayarak ölürüm daha iyi.
Poze: Siz gideceksiniz ben kalacağım he, var mı öyle yağma, bende geliyorum. Ne zaman isterseniz o zaman gelirim.
Xa: Tamam yarın gece uygun mu sizin için?
Poze: Yuh, yarın mı? Ben bir iki ay sonra gideriz sanıyordum.
Xa: Yok oğlum komutan yakında çağırtır beni o yüzden ne kadar erken gidersek o kadar iyi olur.
Eza: Benim için uygun, bu gece ustamla konuşurum ben.
Poze: İyi madem bende ona göre hazırlığımı yaparım.
Xa: Ayıı, bak senin ağzında bakla ıslanmıyor, kimseye çaktırma ha kaçacağımızı tamam mı?
Poze: Ne zaman gördün birisine bir şey söylediğimi?
Xa: Anlatayım mı şimdi?
Poze: Tamam tamam! Merak etmeyin kimseye bir şey söylemem, yarın gece herkes uyuduktan sonra gece yarısı ustanın dükkanında buluşuyoruz o zaman tamam mı?
Xa: Tamam!
Eza: Tamam, bu arada yol için hazırlıklı gelin, giysi, yiyecek vesaire ayarlayın. Yolda bu Ayı’yı doyuramayız, açlıktan ölmeyelim sonra.
Poze: Kalbimi kırıyorsun kızıl!
Eza: Kalbin var mıydı senin?
Poze: Bak ya hala sataşıyor gel seni bir soğuk suya atayım da bak bakalım kalbim var mıymış?
Xa: Tamam hadi uzatmayın, herkes evine gitsin. Eza senin işin zor, ustayı nasıl ikna edeceksin merak ediyorum.
Eza: Hallederim, merak etmeyin.
Üç arkadaş yola koyularak şehre geldiler ve herkes evlerine doğru ayrıldı. Görünen o ki kızıl saçlı aradan geçen üç yıldan sonra yeni bir maceraya atılmaya hazırlanıyor. Ama bu macera diğeri gibi olmayacaktı, zira yanında kardeşi gibi sevdiği iki arkadaşıyla birlikte olacaktı. Üç arkadaş şehir şehir dolaşacaklar, belki farklı krallıklara yolculuk yapacaklardı. Bu şehirlerde yeni insanlarla tanışacaklar ve hiç tahmin edemeyecekleri maceralara atılacaklardı. Kendi hayatlarını yaşamak isteyen üç genç bunun için ilk adımı atmışlardı. Şimdi ise işin en zor tarafı vardı, yarın geceyi sorunsuz olarak geçirmeleri ve şehirden ayrılmaları gerekiyordu. Ayrıca birde Eza ve Argan arasınfa geçecek bir konuşma vardı. Üç yıldır yanında yaşadığı Argan’dan ayrılmak onun içinde Argan içinde zor olacaktı fakat bu yapılması gereken bir şeydi. Zira Argan yaşlanmış ve fazla ömrü kalmamış birisiydi. Eza devamlı onun yanında kalamazdı. Bu durum ikisi içinde zor olsa da kabul edilmesi gereken bir şeydi.
Yazar: Muhammed Çiftçi
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Hikayeyi okuduktan sonra lütfen görüşlerinizi yorum olarak belirtin. Yorumlarınız benim için çok değerlidir. Hikayeyi yorumlayıp arkadaşlarıyla paylaşan herkese teşekkür ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder