Angmar, kralların şehri! Beş bin yıllık efsanevi bir tarihe sahip olan bu şehir ismini eteklerine kurulduğu Angmar Dağı'ndan alıyordu. Geçmişinde birçok krallığa başkentlik yapmış olan şehir şu anda Engama krallığına ev sahipliği yapıyordu. Efsanelere göre bu şehir hiçbir zaman fethedilememiş ve sadece krallıkların bazı anlaşmalarla el değiştirmesi veya doğal yollardan yıkılmasıyla el değiştirmiştir. Yine dilden dile dolaşan efsaneler şehrin Angmar dağının koruması altında olduğunu bu yüzden ele geçirilemeyeceğini söylüyordu. Her ne kadar bunlar tamamen efsane olsa da şehrin büyülü bir havası olduğu kesindi. Arkasını dayadığı dağ kendisini koruyor bu sayede düşmanların tek saldırı yolları kalıyordu. Şehrin üç tarafı duvarlarla çevriliydi, sadece dağ tarafı boştu fakat burası da dağ tarafından kapanmıştı. Duvarlar o kadar yüksekti ki uzaktan bakıldığında sadece sarayın üst kısmı görünüyordu. On metre genişliğinde ve elli metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili olan şehrin fethedilememesi bir anlamda normal karşılanabilirdi. Zira bu duvarları yıkabilecek bir güç yoktu.
Şu anda şehirde hüküm süren Engama krallığı ise bin yıllık bir tarihi olan büyük bir krallıktı. Krallığın başında V. Marik vardı. Bin yıldır var olan krallık dört yüzyıl önce Angmar'ı ele geçirmişler ve başkent ilan etmişlerdi. Daha önce ise başkent olarak Eridu'yu kullanıyorlardı. Kral V. Marik, Engama'nın 65. Kralıydı. Tam bir savaşçı toplum olan Engama halkı krallarını çok seviyorlar ve ona oldukça saygı duyuyorlardı. Bunun nedeni Marik'in tam bir fetihçi olmasından kaynaklanıyordu. Kral olduğundan bu yana hiç durmamış ve devamlı topraklarını genişletmişti. Fetihlerden gelen yağmaların ve ganimetlerin bir kısmı da halka zenginlik olarak geri dönmüştü. Yaklaşık 25 yıldır hüküm süren Marik, krallığın topraklarını hiç olmadığı kadar genişletmeyi başarmıştı. Öyle ki Engama'nın bir ucundan diğer ucuna gitmek neredeyse bir yıl sürüyordu. Bu kadar büyük bir krallığı yönetmek ve düzeni sağlamakta hiç kolay değildi. Bu fetihler ve seferler aynı zamanda birçok düşman kazandırmıştı. Kuzeyde Maltikiler, güneyde Urukmalar, doğuda Pisanlar ve Badkişler, batıda ise Zimenralılar Engama'nın komşuları arasındaydılar. Engema gibi bir krallıkla komşu olmak ileride sıranın kendilerine geleceğini gösteriyordu. Bu nedenle devamlı ittifaklar ve farklı yöntemlerle Engema'ya karşı direniyorlar ve varlıklarını devam ettirmeye çalışıyorlardı. Tabi tüm bunlar pek fayda etmiyordu, zira bu büyüklükte bir krallığa karşı yapabilecekleri pek bir şey yoktu. Tek umutları Marik'in kendilerini fethetmeye değer görmemesiydi. Bu sayede belki ele geçirilmekten kurtulabilirlerdi. Bu beş krallığın içinde Engema'ya kafa tutabilecek tek bir yer vardı o da; Maltiki krallığıydı. Kuzeyin soğuğunu ve vahşiliğini kullanarak Engema'yı kendilerinden uzak tutabiliyorlardı.
Eza ve kervanı da artık şehre iyice yaklaşmış ve şehri yavaş yavaş görmeye başlamışlardı. Güneşin batması sebebiyle şehri görmeleri biraz zordu ve tek gördükleri şey şehrin duvarlarının üstünde yanan ateşlerdi. Kervanın Angmar'a varmasıyla birlikte Eza bir nebze de olsa rahatlamıştı. Yolda başına gelenlerden sonra burada kendisini daha güvende hissediyordu. Ayrıca Argan ile başlayacak yeni hayatıyla ilgili de oldukça umutluydu. Eridu'da ve yolda devamlı geleceğiyle ilgili karar vermekte zorlanmıştı fakat artık kararını vermişti ve gelecekte ne yapmak istediğini belirlemişti. Kervan şehrin devasa kapılarına varmış ve Akre kervanın ön tarafına giderek gerekli belgeleri nöbetçilere göstermekle meşguldü. Birkaç dakika geçtikten sonra kervan yeniden hareketlenmeye başladı ve kapılardan geçerek şehre ilk adımlarını atmaya başladılar. Eza karşılaştığı manzara karşısında kendisinden geçmişti. Daha önce Eridu'da bu hisleri yaşamıştı fakat burası bambaşkaydı. Krallığın başkenti olmasından dolayı tüm binalar yeni gibiydi ve her yer çok özenle temizleniyordu. Şehirde gece olmasına rağmen her yerde dolaşan insanlar vardı fakat en çokta asker vardı. Normal insanlardan fazla askerin bulunması küçük kızı bir yandan güvende olmasını hissettirmişti fakat bir yandan da tuhaf bir ürperti duymasına neden olmuştu.
Kervan yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra son durağına varmıştı. Akre, etrafındaki insanlara birkaç emir yağdırdıktan sonra Eza'nın yanına geldi.
- Akre: İşte geldik Angmar'dayız, eee nasıl buldun şehri?
Eza'nın şaşkın şakın etrafına baktığını görünce ne kadar büyülendiğini anlamıştı.
- Akre: Şimdi senin işe gelelim, seni Argan'a götüreceğim sonra da ayrılacağız, sarayda teslim etmem gereken bir paket var. Hadi yaşlı kurt uyumadan gidelim.
- Eza: Peki.
- Akre: Hilab sana Argan'dan bahsetti mi hiç?
- Eza: Sadece eskiden komutan olduğundan bahsetmişti.
- Akre: Öyle! Bende pek tanımam kendisini birkaç kez kendisine teslimat yapmışlığım var fakat burada efsane birisidir. Zamanında çok çetin bir cevizmiş orduda büyük başarılar elde etmiş. Yaşlandığı ve bu işlerden yorulduğu içinde köşesine çekildiği söyleniyor. Biraz asabi bir insan fakat iyidir. Mektubun yanında mı?
- Eza: Hıhı, yanımdan hiç ayırmadım. Çok uzak mı gideceğimiz yer?
- Akre: Hayır birkaç dakikaya varmış oluruz, dua edelimde dükkanı kapatmamış olsun.
İkili şehrin sokaklarını hızlı hızlı adımlayarak ilerliyorlardı. Birkaç dakika sonra pazar alanına benzer bir yere girmişlerdi. Karanlık henüz çökmüş olduğu için dükkanlar henüz kapanmamıştı. Akre etrafına şöyle bir göz attıktan sonra bir dükkana doğru yöneldi ve arkasından Eza'ya seslendi.
- Akre: İşte Geldik!
Tamamen taştan yapılmış önünde hafif çardak tarzı bir yapının bulunduğu orta büyüklükte bir dükkanın önünde durmuşlardı. Kapısı kapalı olduğu için içeride birilerinin olup olmadığı görünmüyordu. Fakat dışarıda bulunan aletlerden dolayı dükkanın açık olduğu kesindi. Duvarlara asılmış olan birçok kılıç, yay, bıçak vesaire alet vardı. Akre dükkanın kapısına yaklaşarak sert bir şekilde iki defa vurdu. Az sonra kapı ağır bir şekilde açıldı ve Argan karşılarındaydı.
- Akre: Efendim beni tanıdınız mı? Hilab abinin yanında çalışıyorum, kervanlarını getirip götürüyorum.
Argan tok ve hafif cızırtılı bir sesle cevap verdi.
- Argan: Evet hatırladım, bu saatte burada ne işin var? Ayrıca bu kızda neyin nesi?
- Akre: Hilab'ın emaneti, onu size getirmemi emretti. Size gönderdiği mektupta her şey yazıyor. Benim şimdi gitmem gerekiyor, sarayda işim var.
- Argan: Hmmm, geç bakalım içeri küçük!
Akre, Eza ile vedalaştıktan sonra oradan ayrıldı. Kızıl saçlı yine tek başına kalmış ve hiç tanımadığı bu adamdan yardım bekliyordu. Biraz duraksadıktan sonra küçük adımlarla ürkek bir halde dükkandan içeriye girdi. Argan'da arkasından girerek kapıyı kapattı ve tahtadan yapılan bir sandalyenin üzerine oturdu.
- Argan: Adın ne?
- Eza: Eza efendim.
- Argan: Hilab yine başıma ne işler açacak acaba ver bakalım şu mektubu.
Eza elleri titreyerek hızlı bir şekilde mektubu çıkardı ve bu koca adama uzattı. Argan mektubu alarak ateşin yanına yaklaştı ve okumaya koyuldu. Mektup baya uzun yazılmış olacak ki Argan'ın okuması baya uzun sürdü. Bir süre sonra mektubu katlayarak yanındaki masanın üzerine bıraktı ve Eza'ya döndü. Küçük kız bakışlarını kaçırıyor ve çok korktuğunu belli ediyordu.
- Argan: Hmmm, işimiz var seninle desene. Hilab'ı eskiden beri tanırım, sana güvenmese benden böyle bir şey istemezdi. Başından geçenlerinde bir kısmını yazmış buraya. Neyse bunlar şimdiki konular değil. Geç otur bakalım şöyle ayakta durma, ha birde korkmana gerek yok küçük.
Eza kısık ve ürkek bir sesle Peki diyerek geçip bir sandalyenin üzerine çöktü.
- Argan: Aç mısın?
- Eza: Hayır efendim, teşekkür ederim.
- Argan: Küçük! Açsan söyle, çekinmene gerek yok.
- Eza: Hayır efendim yolda yedim ondan dolayı demiştim.
- Argan: Tamam tamam sen bilirsin. Bende tam dükkanı kapatacaktım, biraz daha geç gelseydin bu gece sokakta uyurdun. Sen burada kalacaksın, tek başına uyumaktan korkar mısın?
- Eza: Hayır efendim.
- Argan: İyi o zaman, şu yan tarafta küçük bir oda var ara sıra eve gitmediğim zamanlar orada uyurdum. Sen orada kalırsın, gerçi düzenlenmesi gerekiyor ama bu gecelik idare edersin. Yarın bir hal çaresine bakarız. Senin burada yapacaklarınla ilgili de yarın konuşuruz. Acıktığın zaman hanımın yaptığı bir tas yemek var burada onu yersin. Sormak istediğin bir şey varsa sor, sonra da bana dükkanı kapatmamda yardım edersin.
- Eza: Beni kabul ettiğiniz için teşekkür ederim efendim.
- Argan: Hadi kalk burada sulu gözlülüğe yer yok, madem benimle yaşayacaksın sert olmayı öğreneceksin. Şu dışarıdaki alet edavatları içeri taşımama yardım et, hadi bakalım küçük.
Eza, hayalinde kurduğu adamdan biraz daha farklı bir kişilikle karşılaşmıştı. Argan, her ne kadar sert bir mizaca sahip olsa da yüreği temiz bir insandı. Orduda yıllarca hizmet vermenin ve birçok savaşa katılmanın izleri onu ruhen ve fiziken çok etkilemişti. İri yarı neredeyse Eza'nın dört beş katı birisiydi. Böyle birisinin geçmişte ne tür savaşlara katıldığını tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Yaşlanmış olmasına rağmen hala genç bir delikanlıdan daha güçlü olduğu kesindi. Yıllarca savaşmanın vermiş olduğu yorgunluk yüzünden çok net anlaşılıyordu. Hayata karşı bir boşvermişliği varmış gibi saçı sakalı salmıştı. Uzun sakalları ve saçları birbirine girmiş, adeta bir pazar alanı gibiydiler.
Eza ve Argan dışarıdaki malzemeleri içeriye taşıdıktan sonra Argan küçük kıza birkaç talimat daha verdikten sonra dükkanın kapısını kapatarak evine doğru uzaklaştı. Angmar'da dükkanların kapıları geceleri kilitlenmiyordu. Marik'in şehirde güvenliği üst düzeyde tutmasından dolayı kimse hırsızlık yapmaya cüret edemiyordu. Ayrıca hırsızlık yapanların aldıkları cezalarda böyle bir ortamı hazırlamışlardı. Eza dükkanın içinde birkaç tur attıktan sonra yanan ateşi alarak kendisine gösterilen küçük odaya doğru geçti. Burası tam bir savaş alanı gibiydi. Adeta her şey her yerdeydi. Böyle bir odanın iyice bir elden geçmesi lazımdı fakat bu iş bugünün işi değildi. Bu yüzden Eza yatağın üzerini temizledikten sonra yayını ve okunu çıkarıp yanına koydu ve yeni yuvasında ilk gecesini geçirmek için yatağına uzandı. Bu yeni hayatın kendisine neler getirebileceğini kestirmek çok güçtü fakat o yine de geleceğe umutla bakıyordu. Bir müddet derin derin düşüncelere ve hayallere daldıktan sonra gözlerini yumarak Angmar'da ilk uykusuna daldı.
Yazar: Muhammed Çiftçi
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, lütfen okuduktan sonra görüşlerinizi yorum olarak belirtin. Hikayenin gelişmesi ve daha fazla kişiye ulaşması için lütfen arkadaşlarınızla ve çevrenizle paylaşın. Paylaşımlarınızla hikayeye destek sağlayabilirsiniz. Beğenip paylaşan herkese teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder