"Tak, tak tak..."
- Efendim, yeni haberler var.
- Ne haberi?
- Efendim az önce adamlarımızdan birisi, Angmar'a yakın bir mesafe de bulunan bir Han'da Potka ve iki adamının öldürüldüğünü söyledi.
- Ne diyorsun sen? Nasıl olmuş, kim öldürmüş haber var mı?
- Han'da olayı uzaktan gören birisine göre öldürenler üç kişilermiş, iki erkek ve bir kız. Olaydan sonra hemen oradan uzaklaşmışlar.
- Hemen güvendiğin adamlara haber sal, o üçüyle mutlaka görüşmem lazım. Potka gibi birisini öldürenler sıradan insanlar olamazlar. Adamlara söyle dikkatli olsunlar ve bu olayı gizli tutsunlar. Ayrıca olayı gören kişiyi de halledin, bu olayın duyulmaması lazım.
- Peki efendim, başka bir emriniz var mı?
- Hayır! Onları bulur bulmaz bana getirin.
"İki gün sonra, Kasabada"
Eza, Xa ve Poze davetsiz misafirlerinin ani baskınlarından dolayı şaşkına uğramış ve büyük bir korkuya kapılmışlardı. Bu kalabalık gruba karşılık vermek her ne kadar imkansız olsa da, bunu akıllarından geçiriyorlardı ancak tüm silahları onlar uykudayken toplanmıştı. Üç arkadaş insanlar uyanmadan kasaba dışına çıkarılmışlardı bile. Elleri bağlanmış şekilde atlarına bindirilmişler ve etrafları asker zannettikleri insanlar tarafından sarılı şekilde yolculuk ediyorlardı. Üçü de şaşkın bir şekilde etraflarına ve birbirlerine bakmaktan başka bir şey yapamıyorlardı. Nereye götürüldükleri hakkında bilgi almak isteseler de sorularına cevap verilmiyordu. Henüz yolculuklarının ilk haftasında en çok korktukları şey başlarına gelmişti.
Poze kısık ve titrek bir sesle;
Poze: Hey çocuklar, bizi nereye götürüyorlardır sizce?
Xa: Bilmiyorum dostum ancak görünen o ki durumumuz hiç parlak değil. Lanet olsun, muhtemelen Angmar'a geri dönüyoruz.
Eza: Hiç zannetmiyorum Sarı, baksana adamlarda hiç asker tipi yok ayrıca üniformada giymiyorlar. Belki şu öldürdüğümüz adamların tanıdıklarıdır. Eğer öyleyse sonumuz hiç iyi değil.
Poze: Ben size kaçmak iyi bir fikir değil dedim ama dinlemediniz, şimdi bu genç yaşımda ölüp gideceğim. Off, bu stres karnımı da acıktırdı, sabah kahvaltısı bile vermediler bize.
- Heyy, ne konuşuyorsunuz aranızda. Sessiz olun!
Poze: Dostum sorularımıza cevap vermiyorsunuz bari yiyecek bir şeyler verin.
- Tinikma, şunlara biraz yiyecek bir şeyler ver, Komutan'la görüşmeden başlarına bir şey gelmesin.
Saatlerdir süren yolculuk hala son bulmamıştı ve daha ne kadar gidecekleri hakkında da bir bilgileri yoktu. Gençlerin endişesi hat safhaya çıkmış ve ne yapacaklarını bilemez halde kaderlerine boyun eğiyorlardı.
Tüm bunlar yaşanırken kızıl saçlı Eza bambaşka duygular içerisindeydi. Bir taraftan kendilerini kaçıran bu insanları incelerken, bir taraftan da düştüğü durumu düşünüyordu. Özgürlüğü için kaçtığı zamandan bu yana yıllar geçmiş ve o günleri artık zar zor hatırlıyordu. Bu kaçırılma olayı ona tekrar eski günleri hatırlattı. Bir an içinden "Bir tutsaklıktan bir diğerine gidiyorum" diye geçirdi. Ayrıca yanındaki iki arkadaşını da bu duruma kendisinin soktuğunu düşünüyordu. Sonuçta bu kaçma fikri ondan çıkmış ve onların başına herhangi bir şey gelirse kendisini suçlu hissedecekti. Tüm bu düşünceler arasında boğulacak gibi oluyor ancak umudunu kaybetmeyerek bu durumdan da bir şekilde çıkacaklarını düşünüyordu.
Neredeyse tüm gün aralıksız yolculuk etmişler ve hava kararmak üzereydi. Kendilerini kaçıran adamlarda da belirgin bir yorgunluk göze çarpıyordu. Aralarında üst rütbeli biri olarak görünen siyah ata binmiş adam, yanındakilere işaret ederek geceyi ilerideki düzlükte geçireceklerini söyledi. Üç gençte daha önceki yolculuğun yorgunluğunu üstlerinden atamamışken birde bugünün yorgunluğuyla bitkin bir hale düşmüşlerdi. 15 kişiden oluşan bu ekipte 5 kişi nöbetçi olarak belirlenmiş ve tutsaklar içinde yatacak yer ayarlandıktan sonra herkes derin bir uykuya daldı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden yollara düşmüşlerdi. Meçhule doğru giden bu yolculukta üç arkadaşında merak duygusu iyice artmıştı. Orada başlarına ne geleceğinden çok nereye gittiklerini merak ediyorlardı. Emin oldukları tek şey batıya yani Zimenra krallığının sınırlarına doğru gittikleriydi.
Güneş tam tepedeyken ileride evler göze çarpmaya başladı. Eza, evleri görünce bir anda dikkat kesilerek incelemeye koyuldu. Büyük bir şehre benziyordu ancak çok dağınık bir yerleşime sahipti. Tamamen birbirine girmiş evler hiçbir düzen olmadan inşa edilmişlerdi. Şehrin etrafında ne bir duvar nede bir askeri birlik görünmüyordu. Eza'nın daha önce gördüğü Eridu ve Angmar gibi şehirlerden çok farklı bir yerdi burası. Onların ihtişamının yanında bu şehir çok sönük kalıyordu. Şehrin içine girmeden önce üçünün de gözleri bağlandı ve yolculuğun geri kalanı o şekilde devam etti. Demek ki gelecekleri yer burasıydı. Bu göz bağlama olayından sonra heyecanları ve merakları bir kat daha artmıştı. Zira biraz sonra kendilerini bekleyen Komutan ile nihayet karşılaşacaklardı. Şehrin ara sokaklarında harabeye dönmüş evlerin yanından geçerek sonunda götürüldükleri yere varmışlardı.
- Komutana haber verin beklediği kişileri getirdik.
Bu sözler grubun liderinin ağzından çıkmıştı. Sözü duyan kişi hemen oradan uzaklaşarak hızlı adımlarla komutana doğru yol aldı.
- Efendim beklediğiniz kişiler getirildi.
- Ne duruyorsunuz, hemen getirin buraya!
Eza, Xa ve Poze adeta kalpleri yerinden çıkarcasına atarken birkaç odadan geçtikten sonra Komutan ile yüz yüze gelecekleri odaya varmışlardı. Komutanın emriyle gençlerin gözleri ve elleri nihayet çözüldü ve işte nihai karşılaşma gerçekleşmişti.
Komutan: Hoş geldiniz!
Bu ses üçünü de ürkütmeyi başarmıştı. Oldukça kalın ve güçlü bir sesti bu. Sanki on adamın sesini bir araya getirmişler ve hepsini bu adama vermişlerdi. O kadar derinden ve yüksek geliyordu ki sadece konuşmasıyla karşısındaki insanın üstünde büyük bir etki yaratabiliyordu. Eza hafiften gözlerini kaldırarak bu kadar hengameye sebep olan adama bakmak istedi. Duyduğu ses ile gördüğü kişi birbirine çok uyumluydu. Komutan, hafif beyazlaşmış saçlarıyla, yüzünde yıllar boyu savaşmanın açtığı birkaç yara ve iki metrelik boyuyla karşılarındaydı. Vücudu o kadar iriydi ki, Ayı diye hitap ettikleri Poze dahi yanında çok küçük kalırdı. Kafasındaki en büyük soru ise böyle bir adamın neden kendilerini buraya getirdiğiydi. Ancak bunu soracak cesareti bir türlü kendinde bulamamıştı.
Komutan: Getiriliş şekliniz için kusura bakmayın gençler, biliyorum aklınızda birçok soru var ancak hepsini tek tek cevaplayacağım. Geçin şöyle karşıma oturun bakalım. Kapı önündeki adama dönerek; Oğlum bize içecek bir şeyler getir!
Komutan: Sanırım sizi buraya neden getirdiğimi merak ediyorsunuzdur. Angmar'ın dışında bulunan bir Han'da yaptığınız şey kulağıma geldi.
Bu söz bile üçünü birden telaşlandırmaya yetmişti. Nasıl olurdu da bu kadar uzak mesafeden işledikleri cinayeti öğrenmişti. Ayrıca görünen o ki bir kraliyet askeri de değildi. Peki neden onları buraya getirmişti?
Komutan: Merak etmeyin, bu olaydan dolayı sizi cezalandırmak için getirtmedim buraya. Ayrıca böyle bir şey olsa buraya kadar getirtmezdim, orada hallettirirdim işinizi. Sizi getirtme nedenim başka bir şey. Size bir soru soracağım, daha önce hiç KAD Birliği diye bir şey duydunuz mu?
KAD Birliği mi? Üç gençte akıllarından aynı soruyu geçirdiler. Bu birlikle ne alakaları olabilirlerdi, yoksa öldürdükleri kişiler bu birliğin üyeleri miydi? Birkaç dakikalık sessizlikten sonra üçü de başlarını sağa sola sallayarak hayır işareti yaptılar.
Komutan: Anladım, duymamışsınız. O zaman en baştan başlamamız gerekiyor. Öncelikle kendimi tanıtayım size. Benim adım Nakud, KAD Birliğinin batı komutanıyım. KAD, tamamı gönüllülerden oluşan bir gruptur. Angmar başta olmak üzere birçok ülkeden bize katılanlar var. Tahmin edeceğiniz gibi tamamen gizli bir oluşumuz. Amacımız ise ezilen insanlara yardım etmek ve halkına zulmeden krallara karşı savaşmaktır. Yıllardır asker sayımızı arttırmaya çalışmaktayız, bu süreç içerisinde on binlerce kişiye ulaştık. İnsanlara özgürlüklerini geri kazandırmak istiyoruz ve bunun için savaşıyoruz. Sizi niye getirttiğime gelince, Angmar'ın dışında öldürdüğünüz Potka ve adamlarıydı. Potka, Kral yalakası birisidir. Birkaç yıl önce aramıza sızması için casus olarak gönderilmiş. Yaklaşık bir hafta önce casus olduğunu öğrendik ve o günden bu yana onu arıyorduk. Sanırım başkente giderken size denk gelmişler. Onların icabına bakmanız bizim için büyük önem taşıyordu. Bu yüzden sizlere özel olarak teşekkür etmek ve bir teklifte bulunmak istedim. Potka gibi askeri eğitim almış birisini yenmek kolay değildir. Bunu siz başardınız, bu da demek oluyor ki belli bir eğitiminiz ve yeteneğiniz var. Size teklifim bize katılmanızdır. Bu dönemde sizin gibi yetenekli gençleri bulmak hiçte kolay değil. Bize katılarak ezilen insanların yanında yer alabilir ve bize güç katabilirsiniz. Tabi kabul edip etmemek size kalmış. Yarına kadar burada dinlenebilirsiniz. Kararınız olumsuz olursa, yarın sabah atlarınız ve silahlarınız size teslim edilecek ve buradan ayrılabileceksiniz. Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar size özel bir oda hazırlattım, yarın sabaha kadar orada konaklayabilirsiniz. Şimdi çıkabilirsiniz!
Komutan Nakud dışarıda bekleyen kişiye seslenerek gençleri odasına götürmesini söyledi. Neye uğradığını şaşıran gençler sarhoş olmuş gibi hissiz bir şekilde kendilerine gösterilen odaya geçtiler. Kendilerine yapılan bu teklif onları o kadar şaşırtmıştı ki hiçbiri ağzını dahi açmıyordu. Tek yaptıkları şey şoku üzerlerinden atmaya çalışmaktı. Odanın içerisinde yarım saat kadar sağa sola gittikten sonra nihayet birisi konuşmaya başlamıştı.
Poze: Buda neydi şimdi? Bir şey anlayan var mı?
Xa: Görünen o ki kendimize yeni hayranlar kazanmışız. Bu adamın söylediklerine inananız var mı?
Poze: Aahh, bilmiyorum dostum adam öyle bir konuşuyordu ki öl dese oracıkta ölecek gibiydim. Çok inandırıcıydı bana göre.
Eza: Başımıza büyük iş aldık sanırım. Yarın sabah ilk işimiz buradan olabildiğince hızlı bir şekilde uzaklaşmak. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna sonra karar veririz. Biz krala karşı savaşmak için kaçmadık, biz özgür olabilmek için kaçtık. Şimdi oradan çıkıp bu adamın emrine mi gireceğiz? Hiç sanmıyorum!
Xa: Kızıl sana katılıyorum. Bunların ne olduğunu bilmiyoruz, ayrıca böyle bir birlik ismini ilk defa duydum. Ne oldukları hakkında hiçbir fikrimiz yok. Körü körüne buna inanamayız.
Üç genç yaşadıkları şokun ardından kendilerine sunulan yemekleri mideye indirip uykuya daldılar. Sabah erkenden uyanarak hazırlıklarını yapan gençler kapılarında bekleyen nöbetçiye ayrılmak istediklerini ilettiler. Birkaç dakika sonra ise Nakud yanlarına geldi.
Nakud: Demek ayrılmak istiyorsunuz. Dediğim gibi karar tamamen sizin. Kafanızın karışık olduğunun farkındayım. Gitmeden önce size son bir şey söylemek istiyorum. İleride bir gün bize katılmak isterseniz bulunduğunuz şehirde herhangi bir dilenciye giderek, "KAD her yerde!", derseniz sizi bana ulaştıracaklardır. Sizinle uzun uzun sohbet etmek isterdim ancak halletmem gereken işler var. Size iyi yolculuklar dilerim gençler, sizi aramızda görmeyi çok isterdim. Sizin gibi cesur ve güçlü gençlere ihtiyacımız var. Kendinize dikkat edin, başkentten uzaklaştıkça tehlike artar.
Nakud sözlerini bitirdikten sonra Eza, Xa ve Poze'nin gözleri tekrar bağlandı ve dışarıda bulunan atlarına bindirilerek şehir dışına çıkartıldılar. Burada gözleri açılan gençler bir an olsun arkalarına dahi bakmadan atlarını dört nala sürerek bu yerden uzaklaştılar.
Yazar: Muhammed ÇİFTÇİ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder