26 Nisan 2015 Pazar

EZA Bölüm 6: Dilek!

Angmar’a doğru yol alan kervan ilk gecesini sorunsuz atlatmış ve şafağın sökmesiyle birlikte yola koyulmuşlardı. Gece havanın güzel olması ve yattığı yerin rahat olması nedeniyle Eza güzel bir uyku çekmiş ve güne tap taze başlamıştı. Yolculuğun bitmesine daha 6 gün vardı ama kızıl saçlıyı şimdiden başkent heyecanı sarmıştı. Geleceğiyle ilgili düşünceler içerisindeyken, bir taraftan da dün kendisini gözetleyen kişileri düşünüyordu. Acaba niyetleri neydi ve neden kendisine bakıyorlardı. Eza bu sorularla meşgulken bir anda isminin söylenmesiyle irkildi.

Akre: Eza!

Eza gelen sesle birlikte sağ tarafına doğru yöneldi ve Akre’ye doğru baktı.

Eza: Buyurun efendim.

Akre: Bana efendim demene gerek yok, abi veya amca gönlünden nasıl geçiyorsa o şekilde seslenebilirsin. Gecen nasıl geçti iyi uyuyabildin mi?

Eza: Evet yattığım yer çok rahattı, teşekkür ederim.

Akre: Angmar’a ne kadar yolumuz var biliyor musun?

Akre’nin bu sorusu Eza’yı düşündürmüştü. Zira daha önce Hilab’a veya diğerlerine bu konuyla ilgili hiç soru sormadığını fark etmişti. Ne kadar yolu olduğunu bilmediği için başını sağa sola çevirerek hayır işareti yaptı.

Akre: Bu hızla gidersek 6 gün sonra varmış oluruz. Pek konuşkan biri değilsin herhalde ama bu yolculuk susarak bitmez. Kafanda çok düşünce var farkındayım bunları konuşarak dağıtabilirsin. Yine de karar senin, seni zorlamak istemem.

Eza başıyla onayladıktan sonra yine susmayı tercih etti ve önünde giden insanları ve geçtikleri yerleri izlemeye koyuldu. Etraf komple düz bir alan ve neredeyse hiçbir ağaç yoktu. Kuş uçmaz kervan geçmez denir ya işte öyle bir yerdi fakat başkente giden yol buradan geçiyordu. Güneşin yavaş yavaş yükselmesiyle birlikte sıcaklık iyice etkisini göstermeye başlamıştı. Sık sık suyundan yudumlar alıyor ve sıcaklığın etkisini azaltabilmek için başını güneşten korumaya çalışıyordu. Kervandaki diğer insanlara göre yine de şanslıydı çünkü devenin üstünde diğerlerine göre nispeten rahat bir yolculuk yapıyordu. Yürüyerek devam eden insanlar güneşin etkisi arttıkça yavaşlıyor ve sendeleyenler oluyordu.

Eza’nın merak duygusu şu sıralar tavan yapmıştı. Özellikle o kişiyle ilgili büyük merak içerisindeydi. Her ne kadar merağına yenilmek istemese de daha fazla dayanamayarak tekrar arkasına döndü ve gözleriyle o iki kişiyi aradı fakat onları göremiyordu. Bir anda büyük bir şaşkınlık içerisine girdi ve merağı ikiye katlandı. Develerin arasından insanları seçmek zordu fakat keskin gözleriyle onları rahatlıkla fark edebilirdi. Gözleriyle arkasını iyice taradı fakat yoklardı. Bu durum onu rahatlatmış mıydı yoksa daha fazla mı endişeye sevk etmişti, buna karar veremiyordu.

Eza: Akre amca!

Akre: Efendim!

Eza: Aklıma dünden beri bir şey takıldı. Sana sorabilir miyim?

Akre: Tabi ki, nedir aklını meşgul eden?

Eza: Dün yolculuk sırasında arka tarafta bulunan iki kişinin beni izlediğini fark ettim. Neden olduğunu bilmiyorum fakat bu beni korkutmuştu. Bugün tekrar baktığımda bu iki kişiyi göremedim.

Akre: Neye benziyorlardı tarif edebilir misin?

Eza: Birisi şöyle bayaa uzun sırık gibiydi, uzun saçlı ve biraz sakalları vardı sanırım. Diğeri ona göre daha kısa ve keldi.

Akre, Eza’nın bu tarifine gülmemek için kendisini zor tuttu. Yüzünde hafif gülümsemeyle birlikte cevap verdi.

Akre: Hmmm, biraz düşüneyim. Sanırım sen Rasibu’nun oğullarından bahsediyorsun. Tarif ettiğine uygun olan aklıma onlar geldi. Bizimle birlikte olmalılar, sen devam et ben bir kervana göz atıp geleyim.

Akre deveyi kervanın gidiş yönünün tersine döndürerek, sağa sola bakarak ilerlemeye başladı. Eza nihayet bu konuyu açabilmişti. Şimdi içi biraz daha rahatlamıştı. Aradan bir müddet geçtikten sonra Akre gelmişti.

Akre: İlginç, ikisi de kervanda yoklar. Birkaç kişiye sordum fakat bugün hiç görmemişler. Akıllarından ne geçiyor bilmiyorum fakat bizle olmadıkları kesin. Sen içini rahat tut, sana kimse bir şey yapmaya cüret edemez.

Eza: Edemezler zaten, okum ve yayım var ikisini de öldürürüm, dedi sırtındaki yayı göstererek.

Kızıl saçlının bu cesareti adamı hem güldürmüş hem de düşündürmüştü. Zira bu yaşta bu cesarete sahip olmak herkesin harcı değildi. Böyle bir cesarete sahip olabilmek için gerçekten büyük yaşanmışlıkları vardır, diye düşünüyordu. Zaten bu cesaret olmazsa kız başına o yaşta evden kaçamazdı. İkili bu küçük muhabbetin ardından tekrar susmuşlar ve yolculuklarına odaklanmışlardı. Güneş tam tepeye çıktığı zaman kervan biraz soluklanmak için bir mola verdi ve karınlarını doyurarak tekrar yola koyuldular.

Saatler geçtikçe insanların üzerindeki yorgunluk artıyor ve iyice yavaşlamalarına sebep oluyordu. Ağır ilerleyen kervan küçük kızın biraz canını sıkmıştı fakat bir yandan da yürüyen insanların halini gördükçe içinde bir sızı baş gösteriyordu. Herkesin deve, at veya eşek üstünde seyahat etmesini içinden geçiriyordu fakat böyle bir durum mümkün değildi. Saatler geçtikçe güneş etkisini kaybediyordu ve hafif esintiler gelmeye başlamıştı. Bu esintiler adeta insanların yeniden doğmuş gibi canlanmasına sebep oluyordu. Akşam serinliğinin verdiği güzel hisle birlikte bugünün yorgunluğu azda olsa unutuluyordu.

“İki Gün Sonra”

Angmar’a olan yolculuğun yarısından fazlası bitmiş ve kervan dördüncü günün akşamında konaklayacağı yere varmıştı. Burası oldukça güzel arkası ağaçlık bir alandı. Fakat kervan için aynı şeyi söyleyemeyiz, zira günler geçtikçe yolculuk zorlaşıyor ve insanlar mola yerinde sağa sola yığılarak günün yorgunluğunu atmaya çalışıyorlardı. Eza içinde aynı şeyleri söyleyebiliriz. Dört gündür yoldaydı ve bu durum onu iyice bitkin bir hale sokmuştu. Bu bitkinlik ruh haline de yansımış ve asık bir suratla bir sonraki günü beklemeye koyulmuştu. Akre’nin pişirdiği etten karnını doyurduktan sonra kervandan biraz uzaklaşmak için ormana doğru bir yürüyüş yapmaya karar verdi. Bu durum birazda içgüdüsel bir ruh haliydi. Eskiden de ne zaman canı sıkkın veya ailesinden şiddet görse devamlı ormanlık alana kaçar ve orada kendisini tazelerdi. Ormanın ona verdiği his bambaşkaydı. Fakat bunu yapmadan önce koruyucusuna bunu bildirmek zorundaydı, Akre’den zoraki bir şekilde izin aldıktan sonra yayını ve okunu sırtlayarak ay ışığında ormanın içine doğru yürümeye başladı.

Ay’ın ışığı ve keskin gözlerinin önderliğinde çok fazla içeri girmeden kendisine güzel büyükçe bir ağaç bulmaya çalışıyordu. Nihayet kalın bir ağaç bulabilmişti. Hayatta yapabildiği en iyi iki şeyden birisi ağaçlara tırmanmaktı. İki hamlede kendisini ağacın tepesinde bulan eza karşılaştığı manzara karşısına büyülenmişti. Ağacın en yüksek dallarından birisine çıkmış ve gökyüzünü incelemeye koyulmuştu. Hava o kadar berraktı ki gözlerine inanamıyordu. Tek bir bulut parçası dahi yoktu. Tüm gökyüzü, yıldızlar ve ay gözlerinin önündeydi. Bu güzel manzara karşısında uzun bir süre dona kalmıştı. Birazdan sağ tarafta gözüne bir ışık çarptı. Evet bir yıldız kayıyordu. Bu muhteşem manzara karşısında kendisinden geçen Eza, yıldız kaymasını fırsat bilerek hemen bir dilek diledi. Birkaç dakika daha izledikten sonra aşağıya dönerek kalınca bir dal buldu ve üzerine oturdu. Yarım saat kadar sessiz bir şekilde oturdu ve temiz havanın, manzaranın tadını çıkardı. Artık gitme zamanı gelmişti, ayrıca uykusu da ağır basmaya başlamıştı. Ağaçtan inmeye yeltenen Eza aniden uçaktan gelen ayak sesleri duydu. Bir anlık korkuyla az kalsın ağaçtan düşüyordu fakat dengesini sağlayarak adeta ağaç dalıyla bir bütün haline geldi ve sesleri dinlemeye başladı. Ayak sesleri git gide yaklaşıyor ve Eza’nın korkusu artıyordu. Sesler iyice artmış ve ağacın yanına kadar gelmişlerdi. Eza, ses çıkarmamak için çabalıyor, hatta nefesini dahi çok sessiz bir şekilde almaya çalışıyordu. Gelen kişileri görünce gözleri faltaşı gibi açıldı. Bunlar o iki kişiydi. Kervandan ayrılıp arkadan takip etmişlerdi. Peki amaçları neydi bunların, neden böyle yapıyorlardı? Aklındaki bu sorular şimdilik umurunda değildi, zira kendisini görecek olurlarsa bu durum bir felakete dönüşebilirdi. İki genç ağacın yanından geçerek uzaklaşırken Eza’da onları izliyordu. Kalbi küt küt atan küçük kız ne yapacağını şaşırmıştı. Sakinleşmeye çalışıyor fakat bunu pek beceremiyordu. Biraz daha bu şekilde bekledikten sonra artık sesleri duymamaya başladı ve hızlı bir şekilde ağaçtan inerek koşmaya başladı. Sanki ölümden kaçarcasına koşan Eza, birkaç dakika içerisinde kervana varmıştı. Nefes nefese kalan Eza, gözleriyle Akre’yi arıyor ve insanların arasından sağa sola koşuyordu. Az sonra Akre’yi gördü ve hızlı bir şekilde ona doğru koştu. Akre, az ileride birkaç kişiyle konuşuyor ve bir konuda tartışıyorlardı. Aniden Eza’nın koşarak geldiğini görünce ona doğru dönerek merak içerisinde ona baktı.

Akre: Ne oldu Eza, neden bu kadar acelecisin anlat hele.


Eza: Onlar efendim on.. – Yutkuna yutkuna konuşmaya çalışıyordu- Ormanda onları gördüm, kervandan ayrılan iki kişiyi…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder