Saatlerdir yürümenin verdiği yorgunlukla derin bir uykuda
olan Eza bir anda irkilerek uyandı. Gözlerini açtığında şafak sökmek üzereydi.
Uyuduğu ağaçtan usulca yere inerek kalan peynir ve ekmeğinden biraz yiyerek
açlığını azda olsa giderdi. Yolda yemek için biraz meyve toplayarak yola
koyuldu. Önünde yürümesi gereken uzun bir yol vardı. Şehre iki günlük uzaklıktaydı.
Yola paralel bir şekilde uzaktan yürümeye başladı.
Kafasında
milyonlarca düşünce beynini kemiriyordu. Şehirde ne yapacaktı, nereye gidecekti
bu soruların cevabını bilmeden özgürlüğüne doğru gidiyordu. Eza koşar adımlarla
gittiği bu yeni yaşamında arkasında hüzün ve gözyaşından başka bir şey
bırakmamıştı. Belki de kaçması evinde kimsenin umurunda dahi olmamıştı. Ama tüm
bu yaşananlar küçük bir kız için çok fazlaydı, tüm bunların altından
kalkabilmek ise cesaret ve yürek isteyen olaylardı. Kızıl saçlı köylü kızı yeni
hayatından oldukça umutluydu.
Eza
gece olmadan şehre olabildiğince yaklaşmak istiyordu. Bunun içinde adımlarını
hızlı hızlı atıyor ve varsa ağaçlık bölgelerde gölgeden yürümeye çalışıyordu.
Havanın kavurucu sıcaklığında aşırı su kaybı ona ciddi zararlar verebilirdi.
Ayrıca suyu da az kalmıştı. Güneş tepeye varıncaya dek durmadan yürümüştü,
biraz dinlenebilmek için gölgelik bir yere geçti. Su bulabilmek umuduyla gözü
devamlı etrafı tarıyordu. Bir anda kulağına gelen seslere dikkat kesildi.
Yoldan geçen insanlar vardı. Görünmemek için yere uzandı ve onların
uzaklaşmasını bekledi. Böyle ıssız bir yerde bir kız çocuğunu tek yakalarlarsa
kim bilir başına neler gelirdi. İnsanlar geçtikten sonra su çanağından birkaç yudum
alarak tekrar yola koyuldu.
Hava
yavaş yavaş kararmaya başlarken uyumak ve geceyi geçirmek için uygun bir yer
bulmalıydı. Gözünü etrafta gezindiriyordu fakat bomboş arazilerden başka hiçbir
şey yoktu. Adımlarını hızlandırarak devam etti, mutlaka bir yer bulmalıydı
yoksa gece açıkta kalmak zorunda olurdu. Güneş batmış ve gece hayvanlarının
sesleri gelmeye başlamıştı. Küçük kız içinde ki korku ve endişeyle yürümeye ve
bir yer bulmaya çalışıyordu. Evden kaçtıktan sonra hemen ikinci gecesinde böyle
bir güçlükle baş edemeyebilirdi. Biraz daha ilerledikten sonra gözüne bir şey
ilişti. İleride sağda bir çiftlik evi gördü. Evin yakınlarında bir yerde
kalabilirdi fakat bu onun için çok tehlikeliydi. Eve ses çıkarmadan yavaşça
yaklaşarak gözlemlemeye başladı.
Büyük
eski bir evdi burası. Duvarları taştan yapılmış, ön tarafında yüksek bir girişi
vardı. Evin girişi 4 – 5 basamak yukarı çıktıktan sonra bir balkon ve bu
balkondan sonra tahta bir kapıdan oluşuyordu. Girişin sağında ve solunda iki
adet süs ağacı vardı. Balkona gölgelik yapan bu ağaçlar sayesinde balkonda
gündüzleri güzel bir keyif yapılabilirdi. Evin önü yola doğru bakıyordu, sağ
tarafında bir ahır ve arkasında ise bir kümes vardı. Evin arkasında ki arazide
ise buğday ekilmiş tarlalar vardı.
Evin ışıkları henüz sönmemişti.
Eza ailenin uyumasını bekleyerek, ışıklar söndükten sonra yavaşça evin
arazisine girdi. Evin etrafında biraz dolaştıktan sonra suyunu doldurmak için
kuyunun yanına gitti. Kuyudan yeterli miktarda su çekerek ihtiyacı kadarını
aldı. Daha sonra ise geceyi geçirebileceğini düşündüğü ahıra doğru yürüdü. Ahır
tamamen kerpiçten yapılmış üstü ise kamış ve toprakla örtülmüştü. Üstüne
çıkabilmek için ahırın etrafında bir tur attı. Fazla yüksek olmayan ahırsa
uygun bir yerden tırmandı. Geceyi burada geçirebilirdi fakat dikkatli
olmalıydı.
Ahırın üstünde sırtüstü uzanarak
berrak gökyüzünü izlemeye başladı. Tüm yıldızlar sanki onun için oradaydı bu
gece. İçindeki duygularla birlikte yıldızları izleyerek uykuya daldı.
-
Ahmeeet, Ahmeeet!
-
Efendim Anne!
-
İneklerin samanını verdin mi?
-
Evet az önce verdim.
-
Tamam hadi gel kahvaltı hazır.
Gelen
seslerle uyanan Eza çocuğun içeri gitmesini bekledikten sonra usulca ahırın
üstünden aşağıya indi ve koşmaya başladı. Evden kimse görmeden biran önce
uzaklaşma gayretindeydi. Ev arkasında gözden kaybolduktan sonra koşmayı
bırakarak devam etti. O farkında bile değildi fakat artık şehre iyice
yaklaşmıştı. Ekmeğinin arasına kalan son peynirini de koyup yedikten sonra bir
iki yudum su içti. Yemeği bittiği için endişeliydi, zira şehre ne kadar kaldığını
bilmiyordu ve böyle giderse açlıkla karşı karşıya kalabilirdi.
Öğle
yemeği olarak da yolda topladığı meyveleri yedikten sonra yiyecek stoğu tamamen
bitmişti. Güneş batıdan batarken Eza’nın içini bir huzursuzluk kapladı. Bir gün
daha bitiyordu ve o hala şehre ulaşamamıştı. Hiç yiyeceği de kalmadığı için bu
gece uyumadan devam etmek zorundaydı. Günlerdir yoldaydı ve iyice bitap
düşmüştü. Yolun verdiği yorgunluk, açlık ve üzerinde ki bu huzursuzluk üstüne
bir çığ gibi düşmüştü sanki. Hava iyice kararıyordu ve köylü kızının umutları
tükenmeye başlamıştı. Kafasında geçen binlerce düşünceyle bir anda duraksadı.
Gözünü iyice kıstı ve ileriye doğru baktı. Gökyüzünde uzanan ışık hüzmelerini
gördü. Kızıl saçlı güzel kız Eza sonunda görkemli şehir Eridu’ya ulaşmıştı…
Bir
sonraki bölümde görüşmek üzere. Görüş ve önerilerinizi yorum olarak
belirtirseniz Eza’yı mutlu edersiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder