28 Şubat 2015 Cumartesi

Bölüm 2: ERİDU

Saatlerdir yürümenin verdiği yorgunlukla derin bir uykuda olan Eza bir anda irkilerek uyandı. Gözlerini açtığında şafak sökmek üzereydi. Uyuduğu ağaçtan usulca yere inerek kalan peynir ve ekmeğinden biraz yiyerek açlığını azda olsa giderdi. Yolda yemek için biraz meyve toplayarak yola koyuldu. Önünde yürümesi gereken uzun bir yol vardı. Şehre iki günlük uzaklıktaydı. Yola paralel bir şekilde uzaktan yürümeye başladı.
                Kafasında milyonlarca düşünce beynini kemiriyordu. Şehirde ne yapacaktı, nereye gidecekti bu soruların cevabını bilmeden özgürlüğüne doğru gidiyordu. Eza koşar adımlarla gittiği bu yeni yaşamında arkasında hüzün ve gözyaşından başka bir şey bırakmamıştı. Belki de kaçması evinde kimsenin umurunda dahi olmamıştı. Ama tüm bu yaşananlar küçük bir kız için çok fazlaydı, tüm bunların altından kalkabilmek ise cesaret ve yürek isteyen olaylardı. Kızıl saçlı köylü kızı yeni hayatından oldukça umutluydu.
                Eza gece olmadan şehre olabildiğince yaklaşmak istiyordu. Bunun içinde adımlarını hızlı hızlı atıyor ve varsa ağaçlık bölgelerde gölgeden yürümeye çalışıyordu. Havanın kavurucu sıcaklığında aşırı su kaybı ona ciddi zararlar verebilirdi. Ayrıca suyu da az kalmıştı. Güneş tepeye varıncaya dek durmadan yürümüştü, biraz dinlenebilmek için gölgelik bir yere geçti. Su bulabilmek umuduyla gözü devamlı etrafı tarıyordu. Bir anda kulağına gelen seslere dikkat kesildi. Yoldan geçen insanlar vardı. Görünmemek için yere uzandı ve onların uzaklaşmasını bekledi. Böyle ıssız bir yerde bir kız çocuğunu tek yakalarlarsa kim bilir başına neler gelirdi. İnsanlar geçtikten sonra su çanağından birkaç yudum alarak tekrar yola koyuldu.
                Hava yavaş yavaş kararmaya başlarken uyumak ve geceyi geçirmek için uygun bir yer bulmalıydı. Gözünü etrafta gezindiriyordu fakat bomboş arazilerden başka hiçbir şey yoktu. Adımlarını hızlandırarak devam etti, mutlaka bir yer bulmalıydı yoksa gece açıkta kalmak zorunda olurdu. Güneş batmış ve gece hayvanlarının sesleri gelmeye başlamıştı. Küçük kız içinde ki korku ve endişeyle yürümeye ve bir yer bulmaya çalışıyordu. Evden kaçtıktan sonra hemen ikinci gecesinde böyle bir güçlükle baş edemeyebilirdi. Biraz daha ilerledikten sonra gözüne bir şey ilişti. İleride sağda bir çiftlik evi gördü. Evin yakınlarında bir yerde kalabilirdi fakat bu onun için çok tehlikeliydi. Eve ses çıkarmadan yavaşça yaklaşarak gözlemlemeye başladı.
                Büyük eski bir evdi burası. Duvarları taştan yapılmış, ön tarafında yüksek bir girişi vardı. Evin girişi 4 – 5 basamak yukarı çıktıktan sonra bir balkon ve bu balkondan sonra tahta bir kapıdan oluşuyordu. Girişin sağında ve solunda iki adet süs ağacı vardı. Balkona gölgelik yapan bu ağaçlar sayesinde balkonda gündüzleri güzel bir keyif yapılabilirdi. Evin önü yola doğru bakıyordu, sağ tarafında bir ahır ve arkasında ise bir kümes vardı. Evin arkasında ki arazide ise buğday ekilmiş tarlalar vardı.
Evin ışıkları henüz sönmemişti. Eza ailenin uyumasını bekleyerek, ışıklar söndükten sonra yavaşça evin arazisine girdi. Evin etrafında biraz dolaştıktan sonra suyunu doldurmak için kuyunun yanına gitti. Kuyudan yeterli miktarda su çekerek ihtiyacı kadarını aldı. Daha sonra ise geceyi geçirebileceğini düşündüğü ahıra doğru yürüdü. Ahır tamamen kerpiçten yapılmış üstü ise kamış ve toprakla örtülmüştü. Üstüne çıkabilmek için ahırın etrafında bir tur attı. Fazla yüksek olmayan ahırsa uygun bir yerden tırmandı. Geceyi burada geçirebilirdi fakat dikkatli olmalıydı.
Ahırın üstünde sırtüstü uzanarak berrak gökyüzünü izlemeye başladı. Tüm yıldızlar sanki onun için oradaydı bu gece. İçindeki duygularla birlikte yıldızları izleyerek uykuya daldı.

-          Ahmeeet, Ahmeeet!
-          Efendim Anne!
-          İneklerin samanını verdin mi?
-          Evet az önce verdim.
-          Tamam hadi gel kahvaltı hazır.
                Gelen seslerle uyanan Eza çocuğun içeri gitmesini bekledikten sonra usulca ahırın üstünden aşağıya indi ve koşmaya başladı. Evden kimse görmeden biran önce uzaklaşma gayretindeydi. Ev arkasında gözden kaybolduktan sonra koşmayı bırakarak devam etti. O farkında bile değildi fakat artık şehre iyice yaklaşmıştı. Ekmeğinin arasına kalan son peynirini de koyup yedikten sonra bir iki yudum su içti. Yemeği bittiği için endişeliydi, zira şehre ne kadar kaldığını bilmiyordu ve böyle giderse açlıkla karşı karşıya kalabilirdi.
                Öğle yemeği olarak da yolda topladığı meyveleri yedikten sonra yiyecek stoğu tamamen bitmişti. Güneş batıdan batarken Eza’nın içini bir huzursuzluk kapladı. Bir gün daha bitiyordu ve o hala şehre ulaşamamıştı. Hiç yiyeceği de kalmadığı için bu gece uyumadan devam etmek zorundaydı. Günlerdir yoldaydı ve iyice bitap düşmüştü. Yolun verdiği yorgunluk, açlık ve üzerinde ki bu huzursuzluk üstüne bir çığ gibi düşmüştü sanki. Hava iyice kararıyordu ve köylü kızının umutları tükenmeye başlamıştı. Kafasında geçen binlerce düşünceyle bir anda duraksadı. Gözünü iyice kıstı ve ileriye doğru baktı. Gökyüzünde uzanan ışık hüzmelerini gördü. Kızıl saçlı güzel kız Eza sonunda görkemli şehir Eridu’ya ulaşmıştı…


                Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Görüş ve önerilerinizi yorum olarak belirtirseniz Eza’yı mutlu edersiniz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder