- Aaaahhh vurma baba, ne olursun vurma…
Hayat
bazıları için hiç yaşanmamıştır aslında. Çekilen çileler, yenilen dayaklar
henüz 15 yaşında küçük bir kız için hayat anlamına gelebilir miydi? Kafasına
koymuştu, kaçacaktı o evden. Ama tek başına ne yapardı, nerede kalırdı aklında
ki bu sorular onu yiyip bitiriyordu. Daha fazla tahammül edemezdi bu
yapılanlara.
Doğarken başlamıştı hayat onu
üzmeye. Kardeşinin öldüğü gün dünyaya gelmişti Eza. Kerpiçten yapılan 2 odalı
bir evde. O geceden sonra bir daha asla o eve dönmemek üzere ayrıldı. 15 yılını
harcadığı evinden gecenin zifiri karanlığında yavaş yavaş uzaklaştı.
Bir kez
dahi dönüp arkasına bakmadan koşar adımlarla köyü arkasında bırakarak yeni
hayatına merhaba dedi. İlk defa nefes almıştı sanki yeni doğmuş bir bebek gibi
gözlerinden yaşlar akıtarak soluyordu havayı. Ciğerlerini yakarcasına
çekiyordu. 15 yıl boyunca yaşamış olduğu anları gözünün önünden bir film şeridi
gibi geçiyordu ama o durmadan bıkmadan nefes almaya devam ediyordu. Artık köy
arkasında tamamen kaybolmuş ve nereye gittiğin bilmediği bir yolda ilerlemeye
devam ediyordu. Köyden dışarı bir kez dahi çıkmayan Eza şimdi kız başına
yollardaydı.
Sabahın
ilk ışıkları yavaş yavaş yükseliyordu. Yeni bir hayatın ilk günü başlıyordu
artık. Sabaha kadar durmadan yürüdü, köyden iyice uzaklaşıp, yokluğu fark
edilene kadar arayı açmak istiyordu. Yoldan çıkarak sağ tarafında bulunan
ağaçlığa doğru ilerlemeye başladı. Büyükce bir ağacın arkasına geçerek, evden
kaçarken yanına aldığı birkaç parça yiyeceği serdi önüne. Biraz keçi peyniri, yoğurt
ve köy ekmeğinden oluşan kahvaltısını yiyip karnını doyurdu. Bir müddet
dinlendikten sonra yola koyulma zamanı geldi fakat hava aydınlık olduğu için
yoldan uzakta devam etmek zorundaydı. Sabah yoldan geçen insanlarla karşılaşmak
istemiyordu belliki.
Önünde
yaşanacak uzun bir macera vardı Eza’nın; yeni şehirler, yeni insanlar, bambaşka
yaşamlarla karşılaşacaktı. Köylerine en yakın şehir 3 günlük mesafedeydi fakat
o bunu bilmiyordu. Yolu kaybetmemek için dikkatli olması gerekiyordu, bir anda
kendisini yoldan uzakta biçare bir halde bulabilirdi. Bunun farkındalığıyla
durmadan yolu takip ederek ilerliyordu. Yaklaşım 15 saattir yürüyordu sadece
kahvaltı için biraz mola vermişti o kadar. Güneş tepeye ulaşmıştı. Bu sıcakta
daha fazla yürümeye devam ederse düşüp bayılacaktı. Kendisi yürümeye devam
etmek istese de vücudu artık buna el vermiyordu. Dinlenecek belki biraz da
uyuyacak güvenli bir yer bulması lazımdı.
Yarım
saat kadar daha yürüdükten sonra gözüne büyük ağaçlardan oluşan bir ağaçlık
ilişti.
- İşte buuu…
Orada
rahatlıkla dinlenebilirdi. Hızlı adımlarla oraya vardığında gözlerine
inanamadı. Saatlerdir yemek yemediği için oldukça aç olan Eza sadece bir
ağaçlık değil bir hazine bulmuştu. Ağaçların bazıları meyve ağaçlarıydı. Bu
sayede midesine saatler sonra bir şeyler girecekti. Küçüklükten beri köyde ki
ağaçlara tırmanan Eza bu konuda uzmanlaşmıştı. Hemen bir elma ağacının üzerine
atlayarak kan kırmızısı elmalardan yemeye başladı. Karnını meyveyle
doldurduktan sonra güvenli bir yer bulmak için ağaçlığın içine doğru ilerledi.
Nihayet kalın bir ağaç buldu kendine. Ağacın üzerine tırmanarak kalın bir dal
bulup üzerine uzandı. Yanında getirdiği iplerle kendini ağaca sabitledikten
sonra yavaşça gözlerini yumdu…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder