Saatlerdir yürümenin verdiği yorgunlukla derin bir uykuda
olan Eza bir anda irkilerek uyandı. Gözlerini açtığında şafak sökmek üzereydi.
Uyuduğu ağaçtan usulca yere inerek kalan peynir ve ekmeğinden biraz yiyerek
açlığını azda olsa giderdi. Yolda yemek için biraz meyve toplayarak yola
koyuldu. Önünde yürümesi gereken uzun bir yol vardı. Şehre iki günlük uzaklıktaydı.
Yola paralel bir şekilde uzaktan yürümeye başladı.
Kafasında
milyonlarca düşünce beynini kemiriyordu. Şehirde ne yapacaktı, nereye gidecekti
bu soruların cevabını bilmeden özgürlüğüne doğru gidiyordu. Eza koşar adımlarla
gittiği bu yeni yaşamında arkasında hüzün ve gözyaşından başka bir şey
bırakmamıştı. Belki de kaçması evinde kimsenin umurunda dahi olmamıştı. Ama tüm
bu yaşananlar küçük bir kız için çok fazlaydı, tüm bunların altından
kalkabilmek ise cesaret ve yürek isteyen olaylardı. Kızıl saçlı köylü kızı yeni
hayatından oldukça umutluydu.